Gel-git

Fotoğraf: Fethiye Pastoral Vadi

-Bu yazı İstanbul-Londra uçuşunun son 20 dakikasında içimde hüzünden heyecana dönüşen hissin meyvesidir. –

2010’dan beri Londra’dayım. Bilmem kaç defa binmişimdir bu uçağa. Son bir kaç senedir, belki ben kendimi bu şehirde iyiden iyiye yerleşik hissetmeye başladıktan  sonra kendini gösteren kişisel bir durumu paylaşmak istiyorum.

Bu aralar özellikle İstanbul’dan Londra’ya dönüşlerim daha bir sancılı ve kafa karıştırıcı ölçüde gel-gitli oluyor. Bir nevi zihin- beden-ruh nadası olsun diye yılda iki defa uzun (3-4 haftalık) aralar veriyorum. Bu araların bir kısmını orada burada keyif çatarak, son haftasını da İstanbul’da keyif çatarak geçiriyorum. İşte bu tatillerin sonuna gelirken, özellikle Türkiye’den dönüyorsam ayrılık vakti yaklaştıkça bir tuhaflaşıyorum. O son bir kaç günüm sıkıntılar içerisinde, gördüğüm herkese hayatım hakkında sızlanmakla geçiyor.

‘Hiiç Londra’ya dönesim yok, ben napıyorum, yook İstanbul’a da dönmem, Fethiye’ye mi yerleşsem, hadi birlikte yerleşelim (tek başına da gitmek istemiyor), bir sene ara mı versem…’ (arkadaşların, ailenin, kedi-köpeğin ve doğanın içine çekilmeye çalışıldığı emeklilik tarzı bilimum fantaziyi buraya ekleyin, elinizi  korkak alıştırmayın)

İşin tuhafı, bu sancının Londra’ya adım attığım an (hatta daha yere basmadan) geçeceğini biliyor olmam. (Uzun zaman oldu tabi artık herkes bunun böyle olacağını biliyor, söylenmelerimi el birliğiyle geçiştirmeye çalışıyoruz)

Türkiye’de bir süre kaldıktan sonra Londra’daki yetişkin hayatıma dönmek o son bir kaç gün zor bir hisken, uçak alçalmaya başladığında, hadi bilemedin havaalanının o soğuk ve gıcır gıcır kucağına düştüğümde bu hissin tuhaf bir istek ve heyecana dönüştüğünü fark ediyorum. Her defasında.

Türkiye’de belki aile yanında olmaktan gelen regresyonla ön plana çıkan ve hayatla başedemeyeceğini hisseden çocuk sahneden çekiliyor ve ‘haydi bir şeyler yapalım’ diyen bir yetişkin oturuyor koltuğa. Sonra gelsin planlar, projeler. Tuhaf bir sevinç ve güç hissi.  (Bu regresyonun bir başka kanıtı da İstanbul’a ilk gitmelerimde yaşadığım huysuzluk aslında, onu derhal eş dost ile plan program yaparak geçiştirebiliyorum tabi. O da başka bir yazının konusu olsun.)

Yetişkin tarafımdan konuşursam bu durumdan şikayetçi değilim. (Bu yazıyı üç gün önce çocuk tarafımla yazıyor olsam vay halinize)

Bu çocuk-yetişkin gel gitleri yorucu gibi ama lezzetli de bir tarafı var. Nerede olduğuma bağlı olarak gelen ‘ben yapamam’- ‘ben yapabilirim’ geçişini böyle kontrastlı bir biçimde görmek hayatta beni engelleyebilecek inançlarımı da sorgulatacak bir tecrübe. Ben benim neticede, ama orada farklı, burada farklı hissediyorsam, kendime farklı bakıyorsam beni durduran her korkuyu başka bir şeye dönüştürmek, korkulara farklı bakmak da benim elimde.  Bunu hatırlamak önemli. Kendime dönüp şimdi böyle hissediyorsun, ama bak gidince öyle olmuyor diyebilmek değerli.

Ayrışmaların, bütünleşmelerin de tadını çıkarmalı.  Bana engel olmadığı ve hatta engellerimi kaldırmama hizmet ettiği sürece başımın üstünde yeri var bu gel-gitlerin.

Advertisements