Terapist olarak panik atakla imtihanım…

12049360_10156100427975084_1538708095809920967_n (1)Ömründe ilk kez panik atak geçirmiş/geçirdiğine inanan bir terapist olarak, öncelikle şunu kabul ederek başlayayım yazmaya…

Bu zamana kadar belki yüzlerce panik atak danışanı ile çalıştım.

Onlar bana yaşadıkları korkuyu, bir daha gelir mi, gelirse nerede gelir, ne yaparım diye nasıl yaşamdan geri durduklarını anlatırlatken, ben belki onlara binlerce kez ‘anlıyorum’ diye cevap verdim ve durumu onlarla birlikte adım adım keşfe çıktım.

Hemen hemen her zaman panik atağın üstesinden gelmeyi başardık.

Panik atağı gayet iyi anladığımı düşünüyordum.

Kendi tecrübemden sonra diyebilirim ki, bu defa gerçekten anlıyorum.

Sanıyorum ben geçen haftalarda bir panik atak geçirdim.

Çoğu kişide olduğu gibi benim tecrübemde de geçirdiğim şeyin nörolojik bir şey değil de panik atak olduğuna inanmak gerçekten zordu, o sebepten apar topar Türkiye’ye gittim. Emin olmak için her türlü testi yaptırdım. Yalnızca D vitamini eksikliği çıktı. Yani benim başım o an fizyolojik sebeplerden dönmüş  olabilcekse de, işin korku ve panik kısmını muhtemelen kendi ruh halim doldurdu.

O yüzden benim gözümde bu bir panik ataktır.

Şimdi doktor doktor dolaşan, her defasında kendini hastanenin acil servisine atan, hastalığının kimse tarafından anlaşılmadığını düşünen kişileri de daha iyi anlıyorum.

Benim durumum biraz farklı oldu, ben panik atak geçirdiğimden emin olmak için doktora gittim, panik atak geçirdiğime ikna olunca rahatladım. Ne de olsa bu benim alanım! 🙂

Panik atağın bana getirdiği mesajı çözdüğümde güçlendiğimi hissettim.

Biraz o günden bahsedeyim…

Çok da keyifli bir gündü panik atağın geldiği gün… Alarmsız uyandığım, tamamen kendi bakım-onarımıma ayırdığım günlerden biriydi.

Bazı panik atak mağdurları, atağın ne zaman geleceğini kestiremediklerinden, hatta atakların özellikle mutlu oldukları günler geldiğinden bahsederler. Benimki de biraz öyle oldu. Kendimi şımartmakla meşgul olduğum bir günde geldi ölme korkusu.

O sabah istediğim saatte kalktım, bir şeyler yazdım çizdim, öğlene kadar evde keyif yaptım.

Olay çok büyük bir alışveriş merkezinde tek başıma dolaşırken gerçekleşti.Güzel bir öğle yemeğinden sonra, aklımdan en ufak bir olumsuz düşünce geçmezken…

Bir anda bilincim bedenimi terk etmeye başladı sanki…görüntü duruyor, ama algım yavaş yavaş benden uzaklaşıyordu. Tuhaf bir bulunduğum yere yabancılaşma hissi…

Yere yığılmadan önce bir yere oturmak için bir kaç saniyem var diye düşündüm.

Göz kararması değil de, ‘ben olma’ halini kaybetmek üzere olduğum hissine kapıldım.  O an bana sorsanız, muhtemelen ölüyordum.

Oturduktan sonra işler  hemen iyiye gitmedi. Muhtemelen yaşadığım korkudan kaynaklı bir de kalp çarpıntısı başladı üstüne.

Korkunun ana kaynağı, o anki yalnızlık, kontrolsüzlük, çaresizlik hisleri olabilir.

Bilincim bir yere gitmedi ama korku ve çaresizlik üzerime çöktü.
Zar zor gücümü toplayıp eczanede (Olay Londra’da Boots’da geçiyor) çalışan insanlardan tansiyonumu ölçmelerini istedim, onlar da bunu yapamayacaklarını ve daha iyi hissedene kadar beklememi söylediler. (Nerede bizim eczaneler, nerede Boots… Türkiye’de olsam tansiyon ölçmek ne ki, bir de sakinleştirici yapar öyle gönderirlerdi 😀 )

Gene çaresizlik, anlaşılmamışlık, önemsenmemişlik, tek başınalık duygularıyla kalakaldım.

Kalp krizi mi, beyin kanaması mı, panik atak mı geçiriyorum sorularını kafamda çevirerek, bunun bir panik atak olmasını umarak kendimi daha iyi hissetmeyi bekledim. Semptomlar gerçek idilerse de, zihnimin bir tarafı bunun bir panik atak olabileceğinin farkındaydı.

Bu bir ataksa, ben bunun üstesinden gelebilirim diye düşünerek o an bana iyi geleceğini bildiğim tüm teknikleri uyguladım. Nefes egzersizleri, EMDR’ın çift yönlü uyarımı, olumlamalar…

Biraz su…

Kısa kısa yürüme denemeleri…

15-20 dakika sonra daha iyiydim.

İlk krizi atlattıktan sonra, panik atağın ikinci aşaması geldi.

Bu defa da, şimdi kalkıp buradan çıksam yolda gene böyle olursa, o bayılma hissi geri gelirse ne yaparım korkusu benimle kaldı.

İşte hayatı zehir eden textbook panik atak korkusu!

Ya düşüp bayılırsam?

Ya aslında kalp krizi geçiriyorsam ve etraftaki insanlar bana gerekli müdahaleyi yapmazsa?

Ya kendimi ifade edemeyecek duruma gelirsem, ki 30 dakika önce neredeyse o durumdaydım…

O çaresizlik hissi, ne fena bir şeymiş.

Bir 10 dakika da, bu ‘ ya tekrar gelirse’ endişesi ile boğuşarak geçti.

Bir kaç defa daha kalkıp oturduktan sonra, dışarıda bayılacak gibi olursam en kötü olduğum yere çöküp 999’ı ararım düşüncesinden cesaret alarak kendimi dışarı attım.

Açık hava iyi geldi, eve dönene kadar epey bir kendime gelmiştim. Evde tek başımaydım ama korkmuyordum.

Sonra panik atağın üçüncü aşamasıyla karşı karşıya geldim.

Üçüncü ve son aşama, ertesi sabah evden çıkmadan önce başladı. Ya ben dışardayken gene gelirse? Acaba kahve içersem çarpıntı olur mu? Spora gitmesem mi, ya kalpse ve zorlamak iyi gelmiyorsa? Sanki dünyanın en hasta, en zayıf, en kırılgan insanıyım…

Bu kaygıların üstesinden gelmem kolay oldu.
Eğer bu bir panik ataksa, zaten bir şey olmayacak dedim kendime. Eğer bu başka bir şeyse, mesela beyin kanaması geçireceksem, o zaman dışarıda insanlar arasında olmak, evde tek başıma olmaktan daha iyidir. Korkunun üstüne git.

Çok da gerilmeden çıktım sokağa, kahve de içtim, işe de gittim. Çalışmak bana iyi geldi.(Spora gitmedim gerçi!)

Yılladır, ” Panik atak, bilinçaltımızın bedenimizle bir olup, başka bir şeye ihtiyaç duyduğumuzu bas bas bağırmasıdır!” der dururum. Kendi tecrübeme dayanarak bunu bir defa daha anladım.

Daha testleri yaptırmamışken, bu durumu fiziksel ya da psikolojik bir kriz olarak kabul ederek, danışanlarıma sorduğum soruları bu defa kendime sordum. O gün ne oldu? Olayı düşündüğümde neler ön plana çıkıyor? Neler dikkatimi çekiyor? Benim aslında neye ihtiyacım var?

Sevdiğim bir terapi tekniği, duygunun yerini, şeklini,dokusunu vb. gözümüzün önüne getirip onunla bir diyalog başlatmaktır.

Ben de kendi panik atağıma bir şekil verip, bedenimde yerini tespit ettikten sonra onunla bir diyalog başlattım. Panik atağımın bana söyledikleri gayet anlamlıydı.

Kalbimin üzerine yerleşmiş bir davula benzettiğim panik atak bana şöyle dedi:

”Önceliklerini gözden geçir! Her şeyi aynı anda yapamazsın ve yapmana gerek yok.
Belli bir kapasiten var ve bu kapasite bundan fazlasını almıyor. Gereksiz yere zaman harcadığın şeyleri hayatından çıkar.”

Son zamanlarda içine girdiğim koşuşturmalı süreci düşününce bu bana oldukça anlamlı geldi. Aslında yaptığım işlerden çok keyif alıyor olsam da, herhalde kapasitemin üzerine çıkmış olacağım, ruhum ve bedenim kendim için en iyisini yapayım diye bir oldular ve  bana ölüm korkusuna sardıkları  şu mesajı hediye ettiler:

Az, ama öz çalış. Zamanını boşa harcama. Ruhunun nerede olmaya ihtiyacı varsa, orada ol. Önceliklerini gözden geçir… Fazlalıklardan  kurtul.

O günden beri bir karar vereceğim zaman bu düşünceyi ön planda tutuyorum. Hissettiğim işler yaptıkça her şey daha doğru, daha anlamlı geliyor. Atmam gereken adımları, başka şeyleri araya sokup ertelemeden atıyorum ve hafiflemiş hissediyorum.

Siz de deneyin, işe yarıyor.

 

Advertisements