David Bowie’den Varoluş Dersi

David Bowie’nin yaşamı bugün sona erdi.

Kanser teşhisi aldıktan sonra yazdığı bu şarkıda David Bowie yaşadığı hayatı ve yaklaşmakta olan ölümünü, kısaca kendi özgün varoluşunu onurlandırıyor.

Bana göre varoluşçu terapinin bir hedefi varsa o da hayata ve ölüme, ölüm döşeğinde dahi böyle bir yerden bakabilmektir. Sanırım varoluşun gerçekliği bundan daha güzel, daha dokunaklı bir şekilde ifade edilemezdi.

Lazarus’un sözlerinin bir kısmını kendimce şöyle çevirdim;

‘Yukarı bak, cennetteyim
Görülemez yaralarım var
Yaşadıklarım var, benden çalınamaz
Şimdi herkes beni tanıyor

Öyle ya da böyle
Özgür olacağım, biliyorsun
Aynı o kuş gibi
Bu tam benlik, değil mi?’

 

Londralılara Özel: Tatil Sonrası Sendromundan 5 Adımda Kurtulun

Bugün yeni yılın ilk iş günü! Umarım bir kısmımız güne büyük bir enerjiyle başlamıştır. Yeni yıl tatili dinlenmek ve kendimizi yeniden şarj etmek için harika, ancak biliyorum ki aramızda bugün yataktan çıkmakta güçlük çekenler oldu. Siz de bu kişilerden biriyseniz üzülmeyin, yalnız değilsiniz!

Bu durumun adı ‘Tatil Sonrası Sendromu’.
Bu yazımda tatil sendromunu rahatça atlatıp, gündelik hayatınıza en verimli şekilde adapte olabilmeniz için beş ip ucu vereceğim. Şimdiden söylüyorum, kağıt ve kaleme ihtiyacınız olacak!
1- Yeni Yıl Kararlarını Kontrol Altına Alın
Yeni bir yıla girerken geçtiğimiz yılı şöyle bir gözden geçirir, önümüzdeki yıldan beklentilerimizi belirleriz. Yeni yıl kararlarının en bilindik olanları diyete başlamak , spora yazılmak, sosyal aktivitelere katılmak, aileyle daha fazla vakit geçirmek, daha fazla kitap okumak ve benzeri şeylerle listelenebilir.  Bu kararlar genellikle Şubat ayında tamamen rafa kaldırılmış olur.

Listemizi yaparken gerçekçi olmakta fayda var, ancak daha da önemli olan şey kararları oldukça detaylı bir biçimde listelemek. Örneğin, daha fazla spor yapmaya karar verdiyseniz defterinize hangi günler, hangi saatlerde, hangi sporu yapacağınızı net bir şekilde yazın. Eğer bir spor salonuna yazılmayı düşünüyorsanız, hangi spor salonuna yazılacağınızı belirleyin.

Örneğin, daha fazla spor yapmaya karar verdiyseniz ajandanıza hangi günler, hangi saatlerde, hangi sporu yapacağınızı net bir şekilde yazın. Eğer bir spor salonuna yazılmayı düşünüyorsanız, hangi spor salonuna yazılacağınızı belirleyin ve kayıt için bir tarih alın.

Eğer daha fazla kitap okumak istiyorsanız bir kitap listesi yapın ve bunu arkadaşlarınızla da paylaşın. Planlarınız adım adım netleştikçe, bu adımları atmak daha kolay hale gelecektir.

Emin olun, bu adımları attıkça kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve normal hayata adaptasyonunuz daha acısız hale gelecek!

2-Sosyal Aktivitelere Ara Vermeyin

Genelde yıl başı dönemi partiler, aile toplantıları ve benzeri aktivitelerle biraz fazla sosyal geçer. Bu dönem sona erdiğinde, insan kendini sosyal anlamda tükenmiş hissedip içine kapanabilir. Yeni yılın ilk günlerini sakin geçirip, kendinizi tatil sonrasına hazırlasanız da bu sürecin uzamamasına dikkat edin. Çılgın partilere devam edin demiyorum. Bu dönemde uzun zamandır buluşmayı ertelediğiniz bir dostunuzla kahve içebilir, bir süredir aklınızda olan bir sergiyi gezebilirsiniz.  Bu tür ufak çaplı sosyal aktivitelerle tatil sonrası depresyonunun sizi içine çektiği yalnızlık duygusunu giderebilirsiniz.

Uzun zamandır görmediğiniz dostlarınızı görerek, hem bir süredir ertelemekte olduğunuz şeyleri gerçekleştirmiş olmanın tatminini yaşayacaksınız , hem de yeni yılınızın istediğiniz şekilde şekillenmesine katkıda bulunacaksınız.

3- Derleyin, Toplayın, Rahatlayın!

Yeni yıl tatili, eğer evdeyseniz, evdeki gereksiz eşyalarınızı ayıklamanız için en ideal zaman. Uzun zamandır kullanmadığınız ve evde kalabalık yapan ne varsa hayatınızdan çıkarın!  Minimalizmde ferahlık var.

Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle, Topla, Rahatla adlı best sellerin yazarı, Japon yaşam alanı düzenleme uzmanı Marie Kondo şöyle diyor: Eğer bir eşyayı elinize aldığınızda bu eşya artık size keyif vermiyorsa ona veda etme zamanınız gelmiştir.

Bu eşyaları daha fazla ihtiyacı olan kişilere ulaştırmak size iyi gelecek. Eşyalarınızı Londra’da hemen hemen her köşe başında bulunan yardım kuruluşlarından birine bırakabilir ya da internette Freecycle gibi bir siteye ilan vererek  yeniden hayata döndürebilirsiniz.

Ayıklamaya öncelikle gündelik kişisel eşyalardan, örneğin makyaj malzemeleri, kıyafetler, kitaplar, eski defterler vb. başlayın. Fotoğraf albümleri gibi duygusal yükü olan şeyleri sonraya bırakın. Gereksiz eşyalardan arındıkça hafifleyeceksiniz ve yeni yılda yenilenmek için daha fazla alanınız olacak.

4- ‘O’ Adımı Atın

Biliyorum, hepinizin aklında uzun süredir yapmak istediğiniz ama ertelediğiniz bir şey var. Projenizin boyutları her ne olursa olsun, bir kağıt kalem alıp bu projeyi gerçekleştirmek için gereken her adımı, en ufak adıma kadar, tek tek yazın. Bu adımların yanına birer tarih koyun.
Fark edeceksiniz ki, ilk adımlarınız aslında sizden çok da uzak değil.

Çoğu kişi bu listeyi yazdıktan hemen sonra, kalemi bırakır bırakmaz bu listenin ilk bir kaç maddesinin üstesinden gelir. Projenizin neresinde olursanız olun, sonuca doğru bir kaç adım atmış olmak sürecinize ivme kazandıracaktır.

5- Hayatınızın Olumlu Yönlerinin Farkına Varın

Bir zamanlar hayalini kurduğumuz hayatı yaşıyor olsak dahi, gündelik hayatın rutinleri bir süre sonra zehirli bir hal alır. Bir de bakarız ki o çok isteyerek girdiğimiz işten şikayet ediyoruz. O çok severek başladığımız ilişkiyi sorguluyoruz.

Bu sıkılma hali bizi yeni tecrübelere doğru harekete geçiren bir itici güç olması açısından aslında anlamlıdır, ancak devamlı bir şeylerden şikayet etmek bizi verimsiz bir döngüye çekebilir.

Böyle dönemlerde kendimize iki soru sormamızda fayda var:

1- Yarın sabah uyandığımda, şikayet ettiğim her şey hayatımdan çıkmış olsa nasıl bir hayatım olurdu?

2- Şu anki hayatımda değişmesini asla istemediğim şeyler neler?

Bu iki soruya vereceğiniz cevapları netleştirmek, ya gerçekten atmanız gereken adımları ortaya koyar ya da şükran duygusuyla içinizi ısıtır. Emin olun, daha pozitif bir tavır sergilemeye başladığınızda her şey kendiliğinden daha iyi hale gelecektir.

Bonus öneri: Bu tatil dönemi için geç kalmış olabiliriz ama önümüzdeki dönemlerde çok işinize yarayacak son bir tavsiyem daha var.

Eğer tatilde başka bir şehire gidiyorsanız, dönüşünüzü işe başlamadan birkaç gün önce olacak şekilde ayarlayın ki yeni bir yıla adapte olurken iç dünyanızla temasa geçmek, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarınızı netleştirmek ve gündelik hayatınızı yeniden düzene sokmak için vaktiniz olsun.

Unutmayın,bu önerilerin kilit noktası yazmak! Kağıt kalem şart!
Tatil dönüşü olsun ya da olmasın, herhangi bir sendrom anında bu önerileri her zaman kullanabilirsiniz.

Hepinize bir kez daha iyi yıllar dilerim!

Uzman Psikolog Işıl Sansoy
(Yazının orjinali Londrali.com‘da yayınlanmıştır)

İyi Uyku Üzerine, Böyle Buyurdu Zerdüşt

Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt’e. Kendisi bu yüzden çok saygı görür, el üstünde tutulurmuş, bütün gençler de kürsüsünün önünde otururlarmış. Ona gitti Zerdüşt ve bütün gençlerle birlikte, kürsüsünün önüne oturdu ve şöyle buyurdu bilge:

Saygı ve utanç duymalı uykunun karşısında! İşin başı budur! Ve kötü uyuyanların ve geceleri uyanık duranların yolundan çekilin!
Hırsız dahi utanç duyar uykunun karşısında:Hep geceleyin sessizce çalar. Utanmaz ama gece bekçisi, utanmadan taşır düdüğünü.
Öyle kolay bir sanat değildir uyumak onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.

Günde on kez altetmelisin kendini; bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan.
On gerçek bulmalısın günde yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde, yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
Bunu bile azdır. İyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.
Ve kişide bütün erdemler olsa bile bilmesi gereken bir şey daha vardır:Erdemlerin kendilerini de tam vaktinde uykuya yollamak.

Tanrıyla ve komşuyla barış, bunu ister iyi uyku. Ve komşunun şeytanıyla bile barış! Yoksa geceleri tebelleş olur sana.
Yetkililere saygı ve boyun eğiş, çarpık yetkililere dahi!Böyle ister iyi uyku. Çarpık bacaklar üstüne yürümek istiyorsa güç, benim elimden ne gelir?
Her kim koyununu en yeşil otlağa ***ürürse, ben ona her zaman iyi çoban derim; bu bağdaşır iyi uykuyla.
Ne çok şerefim olsun isterim, ne de çok hazinem; ama iyi bir adın ve küçük bir hazinen olmazsa iyi uyunmaz.
Bence küçük bir topluluk kötü bir topluluktan yeğdir. Tam vaktinde gelip gitsinler de. Bu bağdaşır iyi uykuyla.

Çok hoşuma gider ruh yoksulları da bunlar uykuyu ilerletirler. Mutludurlar, hele kendilerine her zaman hak verilirse.
Böyle geçer erdemlilerin günü. Gece olunca uykuyu çağırmaktan sakınırım! Çağrılmak istemez o, uyku, erdemler hakanı!
Ama gündüzün ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünürüm. Böyle, inek gib sabırlı, geviş getirirken kendime sorarım, senin on yengin nelerdi?
Ve gönlümü gönendiren on barışma ve on gerçek ve on gülüş nelerdi?
Ben bunları düşünür, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, birden bastırır beni uyku, o çağrılmayan, erdemler hakanı.

Zerdüşt bilgenin bu dediklerini işitince için için güldü.
Çünkü içine bir ışık doğmuştu. Ve şöyle dedi gönlüne:
Bence soytarının biri bu kırk düşünceli bilge: ama uyumayı iyi biliyor sanırım.
Ne mutlu bu bilgeye yakın duranlara! Böylesi uyku bulaşıcıdır, kalın bir duvardan bile geçer.
Kürsüsünde dahi büyü var. Gençlerin, bu erdem vaizinin önünde oturmaları boşuna değilmiş.

Onun bilgeliği şu: İyi uyumak için uyanık durmak.
Gerçektende, hayatın anlamı olmasaydı
ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım,
bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu.

Eskiden erdem öğreticileri aranırken,
en çok neyin arandığını iyice anlıyorum şimdi.
İyi uykuydu aranan ve afyon erdemler bu uyku için!

Bütün bu övülmüş kürsü bilgelerinin bilgeliği düşsüz uykuydu: Onlar hayat için daha üstün bir anlam tanımazlardı.
Bugün de bu erdem vaizi gibi olanlar var,
herzaman bu kadar dürüst değiller:
ama onların çağı geçti.
Daha fazla ayakta kalamazlar artık: İşte yatmışlardır bile.
Mutludur bu uykulu kişiler: Çünkü çok geçmeden dalacaklardır.

Böyle buyurdu Zerdüşt

Friedrich Nietzsche

Basında EMDR Terapisi

EMDR Terapisi dünya çapında yalnızca tecrübeli uzman psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Oldukça güçlü ve etkili bir psikoterapi yöntemi olan EMDR terapisine şimdi İngiltere’de kendi dilinizde erişebilirsiniz.

EMDR terapisi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça yaygın bir biçimde kullanılmakta. Türk basınında sık sık karşımıza çıkan EMDR terapisi ile ilgili haberleri ve hasta hikayelerini sizler için derledim.

Geşmiş anıların duyarsızlaştırılmasında oldukça etkili bir yöntem olan EMDR Terapisine Londra’da Türkçe dilinde ulaşabilirsiniz. Londra’da Türkçe Psikoterapi ve EMDR Terapisi ile ilgili daha fazla bilgi almak için  benimle  irtibata geçiniz.  Uzman Psikolog Işıl Sansoy

Basında EMDR Haberleri:


Kötü anılarınız silinsin ister misiniz? (Milliyet)

EMDR ile iyileştim (Ayşe Arman’ın Röportajı/HürriyetGazetesi)

Şizofrenide Travma Terapisi: EMDR (Milliyet)

Erken Boşalma Tedavisinde EMDR Terapisi (Radikal)

Panik Atak Tedavisinde EMDR (Radikal)

Seni EMDR’la Unuttum! (Habertürk)

Psikolojik Beden Ağrılarının Tedavisinde EMDR (Hürriyet)

 

Kendini Sevmek Ne Demek?

Kendini sevmek özellikle bizim kültürde bencillikle bağdaştırılır, kendimizi dünyalar kadar sevsek de çaktırmayız.

Gittikçe yalnızlaştığımız bugünlerde, artan ihtiyaca cevaben hızla büyüyen self-help literatürünün ve de terapistlerin dilinden düşmüyor: Kendinizi seviyor musunuz? Kendinizi sevmelisiniz! Kendinizi sevin!

Bu fikri kendi hayatımda cömertçe kullansam da ilk bakışta bu işte bir sevimsizlik, bir yapaylık var sanki… değil mi?

Belki de değil. Şimdi kendinizi sevmenin 50 tonundan hiç değilse bir iki tanesine göz atalım.

Kendini sevmek ne demek?

‘Kendimi seviyorum’ cümlesi, ilk etapta aklımıza kendimizi yüzeysel olarak şımarttığımız anları getiriyor. Kendimiz için alışveriş yapmak, köpüklü banyolar, güzel bir yemek… Sistemin bize ‘kendinizi ödüllendirin’ diye dayattığı bir takım  hoşluklar. Yeter mi? YETMEZ…ama EVET!

Eğer ihtiyacınız olan şey buysa kendinize güzel bir yemek ısmarlamanızda hiçbir sakınca yok. Bu da bir sevgi göstergesi. Ancak kendini sevme meselesi bu kadar basit değil.

Kendini sevmenin ilk ve belki de aslında tek şartı kendimize karşı DÜRÜST olmak!

Kendimizle dürüstçe temasa geçmediğimiz takdirde dolu dolu bir hayat yaşamak pek de mümkün gözükmüyor. Dolu dolu bir hayat yaşamak, ‘zayıflık’ olarak algılanan hassas, kırılgan taraflarımızın ve ihtiyaçlarımızın farkına varmak ve kendimizi olduğumuz gibi kabul etmekten geçmekte.

Hayatımızda bir şeyler yanlış gittiğinde duygular ve beden buna kayıtsız kalmaz. Bilinç düzeyinde biz bir şeyin farkına varmasak dahi,ya bir yerlerimiz ağrımaya başlar, ya kilo alırız, ya hasta oluruz, ya uyku düzenimiz bozulur, panik ataklar gelir… ve bu liste daha uzar gider.

Değişimden korkmadan, dürüstçe içimize dönüp aslında neye ihtiyacımız olduğuna dikkatle bakmamız gerekir.

İçinizde anlamlandıramadığınız bir sıkıntı mı var? Bir durup düşünün. Acaba bu duygu size ne anlatmak istiyor? Size hangi ihtiyacınızı hatırlatmaya çalışıyor?

Cesur ve dürüst bir hassasiyetle önceliklerinizi gözden geçirdiğinizde, bu olumsuz duyguların üstesinden geldiğinizi ve hayatınızda olması gereken değişimlerin ardı ardına gerçekleştiğini göreceksiniz.

İnsan sosyal bir yaratık olduğundan, bu dürüstlüğü tamamen içimizde yaşamak da insanı tatmin etmiyor. Yani, kırılganlığımızı kabul ettiysek, artık bundan utanmıyor hatta gurur duyuyorsak bunu başkalarından gizlemenin bir manası yok.

Zayıf noktalarımızı, ihtiyaçlarımızı başkalarıyla paylaşmak (aka dertleşmek) insan olmaya dair en tatlı şeylerden bir tanesi. Bu şekilde güçlü bağlar kurup, insan olmaya dair tatsız bir gerçek olan ‘yalnızlık’ hissini kısmen dindirebiliyoruz.

Bu süreçte, zayıf noktalarımızı kimseye çaktırmamaktansa, durumla nispeten de olsa barışıp ‘yani kendimizi sevip’ çevremizdekilerden ya da bir profesyonelden yardım istemek işimizi kolaylaştıracaktır.

Kendinizi sevmek, kendinizi diğer insanların önüne koymak anlamına gelmez. Dürüstçe neye ihtiyacınız olduğuyla yüzleştiğinizde, zaman zaman size iyi gelecek olan şeyin kendinize yeni bir telefon almak değil de, başkalarıyla bağ kurmak birilerinin elinden tutmak olduğunu fark edeceksiniz.

Kendini sevmek hali, aslında kendimizi yargılamadan dikkatle dinlemek ve insan olma tecrübemizi her yönüyle kabul ederek sevmek demek. Bu tek seferlik ya da dönemsel bir egzersizden ziyade, hayatımızı olabildiğince değerlendirmemizi sağlayan bir tavır.

Bir nevi varolma sanatı.

Nietzsche Belgeseli Türkçe Alt Yazılı!

Varoluşçu düşüncenin en önemli isimlerinden bir tanesi Alman filozof Friedrich Nietzsche. Kendi insan olma tecrübesi ile derinlemesine uğraşan ve hayatı, insan olma durumunu en hassas ve dikkatli şekilde inceleyen düşünürlerden biri diyebiliriz.

Nietzsche, kullandığı metaforlarla, en rahat okunan düşünürlerden birisi olmayabilir şüphesiz, ancak dikkatinizi verirseniz bahsettiği şeylerin hepimizin tecrübe ettiği ama belki de adını koyamadığı olgular olduğunu göreceksiniz.

BBC’nin hazırladığı ve adını Nietzsche’nin kitabından alan ‘İnsanca, Pek İnsanca’ belgeseli, Nietzsche’yi ve varoluşçu felsefeyi daha iyi anlamak isteyenler için güzel bir başlangıç diyebilirim.

Felsefe Grubu adlı bir  sayfa bu belgesele Türkçe alt yazı ekleyerek Youtube’da yayınlamış. Emeğinize sağlık!

Yeni yılda, yaşama sanatına taze bir bakış katmak isteyenlerin bu belgeseli izlemesini tavsiye ederim!

Londra’da Stresle Baş Etmek Üzerine Bir Kaç Öneri

qmicjtHRdM85ah6c4flMNaGg8qEvqiKJ

Londra, etkileyici güzelliğinin ardında sakladığı gri havası, kalabalığı ve pahalılığıyla bazen insanı yoran bir şehir olabiliyor. Hal böyle olunca; Başkentte yaşam bazen hızlı ve stresli bir hal alabiliyor.

2004 yılnda yapılmış bir araştırmada, Londra’da çalışan kişilerin, sabah işe giderken yaşadıkları stres seviyesinin bir savaş pilotunun görev sırasında yaşadığı stresten daha fazla olduğu rapor edilmişti.

2016’ya yaklaşırken artan kalabalık, kesintiler ve benzeri durumların yanı sıra hayatın gittikçe hızlanması göz önünde bulundurulduğunda stresimizin daha da artmış olması şaşırtıcı değil.

Londra’da hayat yavaşlamayacağına göre, iş başa düşüyor sevgili Londralılar. Bu yazımda sizlere Londra’da stresle baş etmenin en etkili yollarından bahsedeceğim.

1- Hareket edin

Egzersiz yapmanın ruh sağlığına olan olumlu etkisi artık herkes tarafından biliniyor. Düzenli olarak spor yapmak size göre değilse bile Londra’da hareketsiz yaşamak için bir bahaneniz olamaz. Oldukça düz bir şehir olan Londra’da istediğiniz yere yürümek ya da bisikletle gitmek mümkün. Bu iki aktivite de bedenimizi ve beynimizi uyararak, bize stres veren olumsuz anıların işlenmesine yardımcı olur.

Tempolu bir biçimde her gün 45 dakika yürüdüğünüzde düşüncelerinizin ve duygularınızın netleştiğini, zihninizin daha berrak olduğunu ve uykularınızın da düzene girdiğini fark edeceksiniz. Yürümek, ruh sağlığı açısından hakkında fazla konuşulmasa da oldukça mucizevi bir şey.

2- Sosyal Olun

 Düzenli bir sosyal hayatın stresi azalttığı, pek çok hastalığı önleyerek insan ömrünü uzattığı söyleniyor. Bunun en büyük sebebi, sevdiklerimizle dayanışma içerisinde girdiğimizde her şeyin bir nebze daha anlamlı hale gelmesidir. Rutin bir sosyal hayat, sıkıntılarımızı paylaştığımız samimi dostlar bize insan olduğumuzu hatırlatırken, yaşadığımız güçlüklerin insana dair, normal şeyler olduğunu bize anlatır.

Sosyal medyayı kullanarak ilginizi çeken gruplara dahil olabilir, farklı etkinliklerden kolaylıkla haberdar olabilirsiniz.

 

3- Önceliklerinizi  İyi Belirleyin

 Şimdi bir kağıt ve kalem bulun. Derin bir nefes alın ve önünüzdeki kağıda bir çizgi çekin. Hayatınız bir çizgi olsa, şu anda bu çizginin neresindesiniz? Bulunduğunuz yeri işaretleyin. Geri kalan yaşantınızda sizin için en önemli şeyler neler?

Bu temel sorular üzerine yeteri kadar kafa yorduğunuzda hayatta dengeyi bulmak için neye ihtiyacınız olduğu net bir biçimde ortaya çıkacaktır. Toplumsal yargılar, sosyal kurallar ve mükemmeliyetçilik bir kenara… Siz ne istiyorsunuz?

İhtiyacımız olan şeyler devamlı değişkenlik gösterdiğinden, bu soruları kendinize düzenli olarak sormanızda fayda var.

4- Duygularınızı Dinleyin

Olumsuz duygulardan bir an önce kurtulmaya çalışırız. Bazen ilaçla, bazen abur cubur yiyerek, bazen uyuyarak bu duyguları bastırmak isteriz. Halbuki bu duygular en güvenilir yol göstericilerdir. Günümüz dünyasının en büyük problemi olan kaygı ve stresi ele alacak olursak, aslında kaygı dediğimiz şey, çoğu zaman yaşam enerjimizi ihtiyacımız olan şekilde kullanmadığımızı anlatma şeklidir.

Kaygınızı dikkatli bir biçimde dinlerseniz, bu olumsuz duygu sizi tam da ihtiyacınız olan şeyin kaynağına götürecektir. Duygunuzu bir an önce yok etmektense, bu duygunun size gerçekte ne anlatmak istediğini anlamaya çalışın.

5- Profesyonel Destek Alın

Bazen bazı duygular o kadar güçlü olurlar ki, içlerinde kaybolur gideriz. Böyle durumlarda duygularımızı tek başımıza anlamlandırmamız imkansız bir hal alabilir.

 ‘Çaresizlik’ hissinin güçlü olduğu durumlarda yardımınıza uzman psikologlar yetişecektir.  İngiltere’de NHS ücretsiz terapi hizmeti vermektedir. Ücretsiz terapiler sınırlı sayıdadır ve de bekleme süresi bir kaç ay sürebilmektedir. Bu konuda destek almak için GP’nizle irtibata geçebilirsiniz.

Terapiye ayıracak bütçeniz varsa ve beklemek istemiyorsanız farklı alanlarda uzmanlaşmış özel terapistlere ulaşmak mümkün. Profesyonel destek almak hayatınızı çok daha kolaylaştıracaktır.

6- Doğa’dan kopmayın

Londra parklar açısından oldukça zengin olsa da, şehrin koşuşturmasından kaçmak pek de kolay olmayabilir.

Kısa bir yolculuk yaparak İngiltere’nin kırsal bölgelerine erişebilirsiniz. Yapacağınız doğa yürüyüşleri zihninizi şehrin kalabalığından uzaklaştırırken,  sizi yeniden hayata bağlayacaktır.

İngiltere’de doğa yürüyüşü ve kamp etkinlikleri organize eden sayısız grup bulunmaktadır. Böyle bir etkinliğe katılmak sizi doğayla yeniden bir araya getirmeye, bir yandan da sosyal çevrenizi genişletmenize yardım edecektir.

7- Özel Bağlar Kurun

Sosyal hayatın ruh sağlığı açısından önemini bilmeyen kalmadı, ancak bazen binlerce arkadaşımız olsa dahi kendimizi yalnız hissederiz. Bazen bu ilişkiler bize destek olmaktan ziyade stres yükümüzü arttırabilirler. Özel bağlar kurmak, olduğumuz halimizle kabul gördüğümüz, karşımızdakini olduğu gibi kabul ettiğimiz, anlaşıldığımızı ve koşulsuz sevildiğimizi hissettiğimiz yakın ilişkiler zor günlerimizde bize sığınak olacaktır.

 Buna benzer şekilde, bizimle benzer dünya görüşüne sahip gruplara dahil olmak, ortak projelere imza atmak da aidiyet duygumuzu güçlendirerek hayatımıza anlam katabilir.

8- İyi Beslenin

Duygularımız gibi bedenimizi dinliyor olmamız da bir o kadar önemli. Geçtiğimiz yıl yayınlanan bir araştırma, bağırsaklarımızın aslında ikinci bir beyin gibi işlediğini ve duygu dünyamızla bire bir bağlantı içerisinde olduğunu rapor etti.

Stresi ele alacak olursak, aslında bu hislerin zihnimizin ötesinde her zaman bedenimizde de bir yeri olacaktır. Kimilerimizin stresi karın ağrısı , mide bulanması şeklinde hissederken kimimiz bunu baş ağrısı olarak tecrübe ederiz.

Londra dünyadan her türlü mutfağın kolaylıkla bulunabildiği, deneysel restoranların ardı ardına açıldığı zengin bir şehir. Dönem dönem kendimizi ödüllendirmek, yeni lezzetler denemek Londra’da çok kolay. Her mahallede kurulan organik pazarları deneyebilir, belirli dönemlerde farklı konseptlerle açılan pop-up restoranları takip edebilirsiniz.

Sağlıklı beslenme açısından da seçeneklerin oldukça geniş olduğu bu şehirde bize neyin iyi geldiğini, bedenimizin gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu bizden daha iyi kimse bilemez. Bedensel ihtiyaçlarımıza duyarlı olmak ve her ne ile beslenirsek beslenelim bize en iyi gelecek olan şeyi seçmek, kısacası kendimize özen göstermek stresle mücadele etmekte çok önemli bir adım.

9- Uykunuzu İyi Alın

İyi bir uyku düzeni hem fiziksel hem ruhsal sağlığınız açısından şarttır. Önceliklerinizi belirler ve de size neyin iyi geleceğini düşünürken uykuya değinmemek olmaz. Uykunuzu asla küçümsemeyin. Herkesin ihtiyacı olan uyku miktarı değişkenlik gösterse de, genellikle şehir hayatında o kadar çok uyaran vardır ki, b’z bir şeylerden geri kalmamak için koştururken uykumuzu feda ederiz.

Bu hem iş yerindeki performansımız, hem de kendimize ayırdığımız zamanın kalitesinde düşüşe sebep olabilecek büyük bir hatadır. Kendinize iyi davranın, bedeniniz için en güzel şekilde dinleneceği yeri ve zamanı yaratın.

10- Kendinizi Sevin!

Stresin bize anlatmaya çalıştığı ilk şey, hayatımızdaki önceliklerin yeniden gözden geçirilmeye ihtiyaç duyduğudur ancak sıralamanın detaylarına odaklanmadan önceliği her zaman kendimize vermeliyiz.

 Londra, hayatın tadını çıkarmak isteyenler için mükemmel fırsatlar sunan bir şehir. 2016 yılında herkesin stresi bir kenara bırakıp hayatın tadını çıkarması dileğiyle…

Soru, görüş ya da önerileriniz için benimle e-mail yoluyla irtibata geçebilirsiniz.

Işıl Sansoy- Uzman Psikolog (Londrali.com)
e-mail: info@isilsansoy.com
web: www.isilsansoy.com

Yazının orjinali Londrali.com’da yayınlanmıştır.

EMDR ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

 EMDR nedir?


Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR) ilaç ve hipnoz kullanılmadan yapılan bir psikoterapi uygulamasıdır. Terapist, danışanın gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek (ki bu genelde terapistin parmağını gözlerle takip etmek şeklinde olur), beyninin her iki yarımküresini hafifçe uyarır ve bu şekilde danışanın kendisini rahatsız eden bellek ve duygulara yoğunlaşmasını sağlar. Buna alternatif olarak, dikkatin bir yönden diğer bir yöne aktarılmasını sağlayan çeşitli aletler de bulunmaktadır. Bu hızlı göz hareketleri (genellikle uykunun REM evresinde ortaya çıkar) veya dikkatin farklı yönlerden gelen uyarılara odaklanması, danışanın iyileşme sürecini hızlandırdığı düşünülmektedir.

EMDR ne amaçla kullanılır?

EMDR; endişe, suçluluk duygusu, öfke, travma sonrası reaksiyonları, bazı depresyon çeşitleri, fobi ve yas gibi rahatsızlık veren semptomların azaltılmasında kullanılır. Bunun yanı sıra; performans geliştirme (ör: spor ve buna benzer diğer başarı gerektiren konularda), kendilik değeri ve özgüven gibi yapılandırılması gereken duygusal kaynakların kazanımında her geçen gün daha fazla kullanılmaktadır. EMDR özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun iyileştirilme sürecindeki başarısıyla bilinmektedir ve bu konuda bir çok araştırma yapılmıştır.

Terapi sürecinde neler oluyor?

EMDR herkes için farklıdır çünkü iyileştirme süreci kişinin içsel durumuna göre yönlendirilmektedir. Geçmişte yaşanan bazı olaylar ve anılar, hepsi olmamakla birlikte ortaya çıkabilir ve tek bir EMDR seansıyla iyileştirilebilir. Çoğu zaman acı veren bir anı beraberinde hoş olmayan duygular veya bedensel duyular getirir. Bu çok normaldir ve EMDR durdurulmadığı sürece genelde birkaç dakikada geçmektedir, fakat danışan istediği zaman ara verilir. Genellikle, acı ve rahatsızlık veren duygular ve anılar zayıflamakta ve güçlerini kaybetmektedirler (Genel olarak birden fazla terapi seansı gerekebilir).

Neden acı veren bir anı yeniden yaşanmalıdır?

Acı veren anılar, onlardan kaçınıldığı sürece rahatsızlık verme güçlerini korurlar. Bazı anı, geri dönüş ve kabuslar, en az o olayın yaşandığı an kadar üzücü ve bunaltıcı olabilir, fakat bir yararları dokunmaz. Terapide ise, EMDR’da olduğu gibi, bu acı veren anıyla oldukça güvenli bir ortamda yüz yüze gelir ve böylece de kendinizi bunalmış hissetmezsiniz. Bu şekilde onun üzerine gidebilir ve üstesinden gelmek için harekete geçebilme cesareti bulursunuz.

Kontrolümü kaybeder miyim?

Durma veya devam etme kararı her zaman danışana aittir, fakat EMDR sırasında hangi düşünce, duygu veya anıların ortaya çıkabileceğini tahmin etmek zordur. Bu, kişilerin doğal iyileşme sürecine bağlıdır. Danışan aynı zamanda, terapiste yaşadığı deneyimin ne kadarını söyleyeceğine de kendisi karar verebilir. Terapist danışanın terapi süreciden alabileceğinin en fazlasını almasında rehberlik yapar ve onu daha zorlu bölümlere devam edebilmesi için teşvik eder.

Alınması gereken önlemler var mıdır?

Evet. Terapistin EMDR ve diğer terapi yöntemleri konusunda yeterli eğitime sahip olması çok önemlidir. Aksi takdirde, yarım kaldığında ya da yanlış uygulandığında, terapinin yararsız olması hatta daha kötüsü zarar vermesi gibi bir risk ortaya çıkar. Terapistiniz aynı zamanda olası zorlukları veya EMDR’nin kullanılamayacağı durumları gözden geçirmeli, gerektiğinde sizin için daha uygun olacak başka bir terapi uygulaması önermelidir.

Daha sonra ne oluyor?

Bazı kişiler olayları, seanstan sonra günler, hatta haftalar sonra bile yaşamaya devam ediyor olabilir. Yeni hisler, oldukça canlı rüyalar, güçlü duygular, ya da hatırlamalar gündeme gelebilir. Bu, kişinin kafasını karıştırabilir fakat bu sadece iyileşme sürecinin devamıdır ve tek yapılması gereken bir sonraki seansta bunların terapiste bildirilmesidir. (Eğer bu durum sizi çok fazla rahatsız ediyorsa terapistinizle hiç beklemeden temas kurun). Rahatsızlık veren semptomlar ortadan kaldırıldığında, danışan terapistle yeni beceriler ve başa çıkma yolları geliştirmek amacıyla çalışmaya devam edebilir.

(Kaynak: http://www.emdr-tr.org/tr-tr/content/EMDR/Sikca_Sorulan_Sorular.aspx)

%d bloggers like this: